DERGİYİ İNCELE
DERGİYİ İNCELE

Hazır Beton Siparişinde THHB’nin Yeni Rehberi

Türkiye Hazır Beton Birliği, 2025 Temmuz ayında yayımladığı “Hazır Betonun Siparişi Rehberi” ile yıllardır hem şantiye sahasında hem projelendirme masasında göz ardı edilen önemli bir eksiliği kapatmayı, yani hazır betonun sipariş sürecinde yapılan yapısal hatalarla ilgili boşluğu doldurmayı amaçlıyor. Bu rehber sadece üreticiye değil, aynı zamanda kullanıcıya da sorumluluk yüklüyor. Ve belki de daha önemlisi, “beton kalitesi üretimle değil, doğru siparişle başlar” temel fikriyle hareket ediyor.

Türkiye Hazır Beton Birliği’nin yayımladığı Hazır Betonun Siparişi Rehberi, TS EN 206 ve TS 13515 standartları esas alınarak hazırlanmış kapsamlı bir belge. Ancak bizim İnşaat Hesabı olarak dikkat çekmek istediğimiz nokta yalnızca bu teknik dayanaklar değil. Rehber, yıllardır sahada karşılaşılan ve çoğu zaman “alışkanlık” ya da “pratik çözüm” adıyla normalleştirilen hataları açıkça tanımlıyor.

Bu yaklaşım, Rehberi sadece bir standart özeti olmaktan çıkarıp, aynı zamanda bir durum tespiti, sahaya yönelik bir uyarı ve standardizasyon çağrısı haline getiriyor. Bu sayımızda, rehberin temel çerçevesini sunarken; bazı bölümleri mühendislik pratiği açısından değerlendirdik, sahadaki etkilerini örneklerle ele aldık.

Betonun Performansı Siparişin Doğruluğuna Bağlıdır

Bugün çoğu yapıda karşılaştığımız çatlamaların, rötre kaynaklı sorunların, segregasyonların, geçirimsizlik problemlerinin ya da kalıp patlamalarının temelinde imalatın elbette etkisi vardır. Fakat imalatla birlikte bu sorunların temelinde THHB’ye göre çoğu zaman “yanlış beton” değil, “yanlış sipariş” yatıyor. THHB’nin rehberinin ana mesajı ise şu: C30/37 demek yetmez. Bu yalnızca betonun basınç dayanımını verir. Ancak çevresel etki sınıfı, kıvam sınıfı, agreganın tane büyüklüğü (Dmax), klorür sınıfı, yoğunluk ve hatta karbon ayak izi gibi parametreler doğru şekilde belirlenmedikçe bu C30, o projeye uygun C30 değildir.

THBB’nin bu noktada altını çizdiği bir diğer konu: “Hazır beton bir son ürün değildir, yarı mamuldür.” Yani transmikserden gelen malzemenin yapıda hedeflenen dayanım ve performansı göstermesi, yalnızca üreticiye değil, kullanıcıya da bağlıdır. Bu çifte sorumluluk, yapı kalitesinin sahadaki karşılığını doğrudan etkiliyor. Zaten aynı santralden çıkan betonun farklı şantiyelerde farklı görünümler vermesinin de bir sebebi, imalatın kalitesiyle alakalıdır. 

Kıvam Sınıfı: Her S5 Sipariş İyi Beton Demek Değildir

Rehberde, betonun yerleştirilebilme özelliğini ifade eden kıvam sınıfının (S1-S5 arası) gereğinden fazla kıvam istenerek ya da eksik bilgiyle seçilmesinin sıkça karşılaşılan bir hata olduğu belirtiliyor. Örneğin sık donatılı, kalıp aralığı dar bir kesitte S2 kıvamlı betonun dökülmeye çalışılması hem yerleşmeyi engeller hem segregasyon riskini artırır. Aynı şekilde, gereğinden fazla akışkan beton sipariş etmek (örneğin projede S3 yeterliyken S5 istemek) hem ayrışma riskini doğurur hem de gereksiz katkı ve maliyet yükü getirir. Zaten şantiyelerimizde betona su katılması, tartışmaya kapalı su götürmez bir gerçektir ve halen maalesef bu tarz uygulamalar devam etmektedir.

 

Rehber burada önemli bir tolerans aralığı da tanımlıyor: “Slump ölçümünde ±30 mm’ye kadar olan farklar tolerans dahilindedir.” Ancak bu tolerans, kullanıcı tarafından su ilavesiyle sağlanamaz.

THBB bu konuyu açıkça ifade ediyor: Şantiyede betona su eklemek, sadece mukavemeti değil, bütün tasarımı riske atar. Bunun yerine, katkı maddesiyle yeniden kıvam ayarı yapılabilir, ancak bunun da mikserde en az 5 dakika yüksek devirle karıştırılması gerekir. Bu işlem uygulanmadığında katkı homojen dağılmaz ve istenen sonuç alınamaz. Statik hesaplarda belirtilen beton sınıfına uygun reçeteyle hazırlanmış betonun şantiyede inisiyatif alınarak su ile kıvamının artırılması uygulaması, doğrudan statik dayanımı etkiler.

Çevresel Etki Sınıfları: Statik Hesap Kadar Hayati

THBB’nin bu rehberde özellikle dikkat çektiği bir diğer başlık çevresel etki sınıfları. TS EN 206’ya göre tanımlanan XC, XD, XS, XF, XA gibi sınıflar artık yalnızca yönetmelik referanslarında kalmamalı. Mühendislik pratiği bu sınıfların yapı projesine entegre edilmesini gerektiriyor.

Rehber bu konuda oldukça öğretici. Örneğin:

  • XC sınıfları karbonatlaşma etkisine karşı korunma gerektirirken,
  • XD sınıfları klorür kaynaklı korozyon riskine karşıdır,
  • XS sınıfları deniz suyu etkisini kapsar,
  • XF sınıfları donma-çözülme çevrimlerine karşı koruma hedefler.

İnşaat Hesabı olarak bu sınıfların sadece “teorik bilgi” değil, aynı zamanda şantiyede projelendirme ve sipariş sürecinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini düşünüyoruz.

Yeni Bir Parametre: Karbon Ayak İzi Sınıfları (GWR)

Rehberin dikkat çeken yeniliklerinden biri de betonun çevresel etkisini sınıflandıran GWR0 – GWR9 aralığındaki karbon ayak izi sınıfları. Bu sınıflar, betonun üretiminde kullanılan çimento tipi, bağlayıcı oranları ve katkı maddelerinin GWP (Global Warming Potential) değerine göre belirleniyor.

Burada önemli olan şu: GWR9 sınıfı, üretiminde %90’dan fazla karbon azaltımı sağlanmış beton anlamına geliyor. Bu sınıf yalnızca laboratuvar düzeyinde değil, artık sahada da gerçek bir seçim kriteri haline geliyor. Özellikle çevresel etki değerlendirmesi yapılan kamu projelerinde bu sınıfların zorunlu hale gelmesi sürpriz olmaz.

Bu sınıflar, proje dosyalarında “GWR sınıfı belirtilmemiş” ibaresiyle karşılanmaya başlarsa, hem çevre politikaları hem ihale kriterleri açısından yepyeni bir döneme girilmiş olacak. İnşaat firmaları için bu gelişmeyi takip etmek artık bir seçenek değil, zorunluluk. Çevre konusunda hassasiyet ve bunun yakında küçük ölçekli yapılar için de bir zorunluluk haline geleceğine dair görüşlerimizi belirttiğimiz yazımızı, bu sayımızın “ÇED Raporu: İnşaat Projelerinin Sürdürülebilirlik Pusulası” içeriğinden okumanızı tavsiye ederiz.

Şantiye Hataları ve Kalite Kırılmaları

THHB’nin yayınladığı rehberin 5. bölümünde sahada yapılan sistematik hatalar listelenmiş. Bunlar sadece kullanıcı hatası değil, aynı zamanda sistem hatası. THBB’ye göre:

  • Projede çevresel sınıflar tanımlanmadığında üretici sadece dayanım sınıfını baz alarak beton gönderir,
  • Kalıba yerleştirmede vibrasyon yetersizse, beton sınıfı ne olursa olsun boşluksuz yapı elde edilemez,
  • Kür yapılmadığında, rötre çatlağı kaçınılmazdır.

Bu örnekler, beton kalitesinin yalnızca santral üretimiyle sınırlı olmadığını, sahadaki bilgi düzeyi ve uygulama disiplininin de en az onun kadar belirleyici olduğunu gösteriyor. Özellikle uygulayıcı saha mühendisleri ve şantiye şeflerinin bu konuda çok fazla olumsuzluk tecrübe ettiği ve beton santralleri ile sorunlar yaşadığı bilinmektedir. İnşaattaki standardizasyon bu konuda önemlidir. İnşaat Hesabı olarak gündemi yakından takip ediyoruz. Siz değerli okurlarımız da bu konudaki tavsiyelerinizi ve görüşlerinizi mail adresimize iletebilirsiniz.

Sonuç

THBB’nin 2025 Rehberi, yalnızca bir standart özeti değil; aynı zamanda sahaya yönelik bir uyarı metni, bir mühendislik sorumluluk çağrısıdır. Betonun sınıfı artık sadece basınç dayanımıyla değil, çevresel sınıflarla, kıvam ve katkı bilgisiyle, karbon ayak iziyle ve uygulama kalitesiyle belirleniyor.

İnşaat Hesabı olarak biz bu rehberin yalnızca teknik bürolarda değil, şantiyelerde, tedarik zincirlerinde ve saha toplantılarında da aktif biçimde kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu rehber bize şunu söylüyor: “İyi beton, yalnızca iyi üretilen değil, aynı zamanda doğru sipariş edilen ve doğru kullanılan betondur.”

Raporun tamamına THHB’nin web sitesinden ulaşabilirisiniz.

 

Diğer Yazılar

spot_img

En Çok Okunanlar